Bu Blogda Ara

Savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2014 Pazar

Garanti

İyi bir iş kurdunuz, satışlar iyi, müşteriler memnun, karlılık tatminkar. Hemen yatırıma başlarsınız. Türkiye'de sağlamcılar gayrimenkul alır, başka yerde akıllı girişimciler borsaya girer, teknik analizciler güzel sepetler yaparlar dövizli fonlu.

İyi bir evliliğiniz vardır, çoluk çocuk sağlıklı. Kenara para koyayım, sigorta yapayım, çocukların geleceğine yatırım yapayım dersiniz.

Geliriniz azdır ama yetiyordur, üç beş kuruş kenara koyayım da dar günde işime yarar dersiniz.

Sınava hazırsınızdır ama 2 test daha çözeyim dersiniz. Hayatınızın tamamı geçmişiyle geleceğiyle o sınava bağlı olduğu için(!) "fazla tedbir diye bir şey yok" dersiniz, uykuyu verir bilgiyi alırsınız.

Mal mülk ortalamanın çok üstündedir. Bilirsiniz ki buraya gelmek için çok fedakarlık yaptınız, çok tavizler verdiniz. "Elimden gitmesin" hissiyatıyla bir kısmını kayıt dışında güvenceye alırsınız.

İktidarınız yerindedir, lafınızın üstüne laf söyleyeni haşlamanız, gücünüze güç katar. Ama yine de kafasına kaldırmaya kalkan muhalif fikre balyozu savurursunuz. Garantiye almak lazım, ne olur ne olmaz.

Bakterisinizdir, dört milyar yıldır dünyanın her yerinde at koşturmuşsunuzdur, ama yine de o üçbuçuk yaşında çocuğun boğazındaki hücrelere saldırmanız lazımdır. Saldırmazsam ölürüm dersiniz, saldırınca sonsuz yaşayacakmış gibi.

Yani hep bir kendimizi garantiye alma kaygımız var, her gün her an ayak parmağımızdan gırtlağımıza kadar bizi sıkıştıran.

Ama bir savaşın olduğu coğrafyadaysanız, bir Suriye'de Kobani'de, ya da bir ölüm döşeğindeyseniz kanserden, eboladan ya da açlıktan, o "garanti"lerin ne kadar pamuk şeker, ne kadar kağıt helva olduğunu anlarsınız. Beş kuruşluk da tat vermezler.

Hepinize süper günler,
Cihan

29 Ağustos 2013 Perşembe

Mehtap

"Suudi Arabistan'da dolunayın ilk çıktığı anı görünce 'Arapların takvimlerini neden "ay dede"ye bakarak yaptıklarını şimdi anlıyorum' demişti babam. Bu coğrafyada düzlüklerin çokluğu, havanın bulutsuzluğu ve daha bilemediğim bazı nedenlerden ay ışığının hayatımdaki yeri çok güçlü. 

Beş arkadaş oturmuş gökyüzünü izleyip geziniyoruz. Arkadaşımdan otlak sigaranın ikinci nefesini çekerken keşke karım da bu güzel gökyüzünü görüyor olsa dedim. Şu anda büyük ihtimalle kızımı uyutuyordur. Özledim. 

Dünyanın insanları gidecek başka yerleri olmadığı için, 80'lerde eşiğine geldiği nükleer savaş tehdidini bertaraf ettiğine göre belki de binlerce yıllık medeni gelişimiyle her sorunu halledebilecek olgunluğa gelmiştir diye düşünüyor insan. Yanımdaki Muhammed 25 yaşında olduğu için ve meraksızlığından bu tehditten bihaber. Babasının kendisini ne kadar kızdırdığını ama onunla da gurur duyduğunu anlatıyor. 

Sessizliğin içinde kayan yıldızın adeta ıslığını duyuyorum. Fiyuuuuuuuu"

Böyle anlarda düşer savaşın soğuk çelik yüzü bombalar. Suriye'de olsun, Mısır'da olsun, Vietnam'da ya da Anafartalar'da. Birileri zafer kazanırken bazı çocuklar yetim kalır bazı anneler yüreği kopuk. Ve dünya bir kez daha öğrenir ki savaşın yanında kötü şeylerin hepsi biraz masumdur. 

Hepinize süper günler,
Cihan