Bu Blogda Ara

türban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türban etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Nefret Propadandası

Sevgimizi ifade edemiyoruz kelimelerle, ama duygusal olduğumuz için bir şekilde açık ediyoruz.

Nefretimizi yaymak içinse tüm dünya edebiyatını bire beş katarak, kattığımız beşin de birinin abartı dördünün yalan olduğuna bakmadan kullanıyoruz.


Bugünlerin moda resmi "Determination under persecution (Kötü muamele altında kararalılık diye çevrilebilir)" Falun Gong üyelerinin maruz kaldıkları zorluklara dikkat çekmek için yapılmış bir tablo. Kimi yerde Çinlilerin Uygur kızına işkencesinin fotoğrafı diye servis ediliyor. Sol Haber'de başka örnekler de yayınlanmış.  Tabi bu resimler sosyal medyada daha da bir "hızlı ve öfkeli" yayılıyor. Birkaç tekrardan sonra tüm Çinlilere küfürler, savaş ilanları başlıyor. Özgür olmalı diye çırpındığımız basının dahi durdurulabileceği yegane yer olan "şiddete çağrı", yapmayan haindir propagandasıyla coşturuluyor. Irkçılığa karşı olacağız şiarıyla bir topluma (ki 1.3 milyar insan) karşı öyle bir dolunuyor ki kendi ülkesinde kendi vatandaşının açtığı Çin lokantasına saldırıyor vatandaş, belki de tekmeliyor kapısını Çin malı ayakkabısıyla.

Nefret sadece aşırı milliyetçiler arasında yayılmıyor. Cinsiyetçiler de çok kızgın. Nasıl olurmuş da ramazan ayında eşcinseller desteklenirmiş, toplum nereye gidiyormuş, ahlakmış filanmış. Bu sefer kimse çıkıp da (en azından benim gördüğüm kadarıyla) 50 kiloluk çocuğu sırtüstü yere indiren TOMA'ya methiye düzmedi ama, kitlesel bir eleştiri de yapılmadı. Eğer evinizde bir vatandaşın 5 metreden polisin plastik mermisine maruz kalmasını engelleyemiyorsanız, dünyanın en kalabalık ordusuna sahip en kalabalık ülkesinin insan haklarına aykırı tutumunu eleştirirken nereye kadar gidebileceğinizi iyi hesap edin.

Hiç anlamadığım bir nefret de bazı başörtülülere olan nefret. Kara çarşaflılara olan, başörtülülere olandan bahsetmiyorum (onlara olan nefret de saçma olmakla birlikte). Çevresi veya bu yıllarda moda olması nedeniyle türban takmış ama insan ve kadın olma özelliği devam ettiği için haliyle topuklu ayakkabı, kot etek giyen veya makyaj yapan kadınlarımıza olan nefret?! "Başını örtüyorsa, 5 vakit namaz da kılmalı, oruç da tutmalı, kahkaha da atmamalı" vs. Bu nefreti sürdürenler eleştirdikleri "kadınlar üzerinden siyaset yapma" hatasına düşmüyor mu?

Toplumun hangi kesiminde olursak olalım, kendimizi nefretlerimizle ortaya koyuyoruz. Sınıfımızı neden nefret ettiğimizle ifade ediyoruz.

Yukarıda bahsedilenler bizim toplumumuzdaki iç nefretler (dışarıya yönelik görünse de aslında iç tribüne oynayan). Bir de dış nefret var ki bugünlerde körüklenen, o çok yakın ve çok tehlikeli. Kimi ciddi kimi mesnetsiz Suriye'ye girme, Esad'dan nefret, YPG'den nefret, IŞID'dan nefret, PYD'den nefret söylemleri yukarıdakiler gibi değil. Çünkü paranoyak müdafaa içgüdüleriyle beslenmiyor bunlar. Daha ziyade psikopat taaruz içgüdüsüyle besleniyor ki bu; başarılı (!) sonuçlanması gelişmiş ülkeler için bile çok zor bir kumar.

"Öfke ile beslenen çocuklar yalnızdırlar" - Aysel Gürel

Hepinize süper günler,
Cihan

5 Kasım 2013 Salı

Corpus Callosum

Türbanı olduğu için meclise giremeyen veya hakim olamayan bir kadının haklarını savunmak insanlık gereği. O kadın sadece kafasındaki bez parçası yüzünden istediğini yapamıyor. Duygusal yanımızın bunu kabul etmesi mümkün değil. 

Küçük çocukların kadın yerine konulup başörtüsüne zorlanması en basitinden (çocuk da istemiyorsa) mantıksız. Zararı faydasından fazla. 

Marmaray bozuldu diye sevinmek saçma. Gemi batsın da kaptandan kurtulalım demekten farksız!

29 Ekim'de açalım da nasıl açarsak açalım demek duygusal. "Cumhuriyete asıl hizmeti laikler değil biz veririz" kavgası, intikamcı zihniyetin kurtulamadığı takıntılarını su yüzüne çıkarıyor. İnatlaşmanın hep iki tarafı var. 

Daha özgür, refah düzeyi daha yüksek, daha bütün bir toplum isteyen herkes kendi tarafındaki saçmalıkları eleştirmeli acımadan. 

Mehmet Altan bizim mecliste başörtüsü özgürleştiği gün 30 milyar ışık yılı uzakta bir galaksinin keşfedildiğini hatırlatmış (evren 13.8 milyar yaşında!!). 

Bulunduğumuz coğrafyada çok kötü durumda sayılmayız. Ama acaba bulunabileceğimiz noktanın ne kadar gerisindeyiz?

Çocuklarımı daha iyi anlayabilemek için okuduğum bir kitapta (The Whole Brain- Siegel, Bryson) bu sorunun cevabı vardı: Beynimizi duygularımızı temsil eden sağ beyin ve mantığımızı temsil eden sol beyin olarak düşünürsek Corpus Callosum'un beynimizin bu biribiriyle sürekli mücadele eden taraflarının arasında köprü kurduğunu söylüyorlar. Bu köprü kurulmasa da bir şekilde hayatta kalabilirsiniz. Ama o köprüyü hem beyninizde hem de toplumunuzda kurabilirseniz o zaman gerçekten sağlıklı olur ve hedeflediğiniz noktalara çok daha çabuk ve rahat ulaşırsınız. 

Hepinize süper günler,
Cihan