Bu Blogda Ara

siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2014 Salı

Kötü Yönetim

Orta halli bir motosikleti doğru dürüst kullanmak çoğumuz için zor ve tehlikeli. Küçük bir işletmeyi yönetmekse bir makinenin "ilmini alma"nın ötesinde insan ilişkilerini, disiplini, sermayeyi, planlamayı ve yaratıcılığı gerektiriyor. Bunların da birbiriyle çeliştiği yerde hangisinden feragat edeceğini bilmeyi. 

Koskoca spor kulüpleri yönetenler, işler ne zaman sarpa sarsa ilk olarak basından başlayıp, kimlerin ne hatalar yaptığını döktürüyor. Milyonların peşinde koştuğu, ve onlardan sonra da peşinden koşacağı sembollerin kendilerinden öte olduğunu bilmedikleri için (çünkü aklınızı kör edecek bir egoya sahip değilseniz bu çapta yöneticilik mertebelerine çıkmanız hayal gibi bir şey) her doğruyu yaptığı halde "bir kısım" şer odaklarının kitlelerini özenle çizdiği doğru yoldan saptırdığını sanıyor. Türkiye'de futbol bu doğrultuda katledildi.  Şimdi futbol camiasının en sesi gür çıkan ve en rahat yöneticisi 2 yıl önce "bitti" denilen Aziz Yıldırım!

2-8 yıl öncesinde herkesin tutuklandığı için darbeci ve suçlu saydığı insanlar bugün tahliye olduğu için demokrasi savaşçısı ve kahramanı sayılıyor. Tutuklama ile mahkum olma ve tahliye ile beraat arasındaki farktan bihaber olduğumuz için çıkan herkesi masum, çıkamayanın hepsini suçlu belliyoruz. Bu da iyi yönetilmemekten. 

Adaleti, eğitimi, uluslararası ilişkileri ve basını iyi yönetemiyoruz. Hepsinin sebebi kötü eğitiliyoruz ve korkuyla terbiye ediliyoruz. Korktuğumuz için de kısır döngüden zor çıkıyoruz. 

Her gün binlerce tapesi çıksa, herkesin tepesine çıksa desteklenen başbakanın destekçilerine niye destekledikleri sorulduğunda "e kime oy vereceğiz başka?" cevabı geliyor.

4 yaşında bir çocuğun gramer kuralları bilgisi ile mesleği hukuk olmayan orta derecede meraklı bir yetişkinin (veya mesleği hukuk olan ama boynu bükük, terazisi kırık olan bir yetişkinin) adalet bilgisi aynı garibanlıktadır. Ama 4 yaşında bir çocuk nasıl yanlış kurulmuş bir cümleyi düzeltirse, iyi eğitim alamamış, "makarnacı", "kömürcü" dediğiniz insanlar da gün gelir "bu iş cümleten yanlış" deyiverir. 

Hepinize süper günler,
Cihan

13 Şubat 2014 Perşembe

Lying (Yalan söylemek) - Sam Harris

İlk bakışta yalan söylemenin inceliklerini öğrenebileceğiniz bir kitapmış gibi gözükse de yalanı, sebeplerini ve sakıncalarını; ahlaki ve dini öğretilere girmeden anlatan bir kitap yazmış Sam Harris. Kolay okunan kısa bir kitap.

Özetle, iyi niyetle de olsa, kibarlıktan da olsa, kırmamak için de olsa söylenen küçük beyaz yalanların dahi genellikle faydadan çok zarar getirdiğini anlatıyor ve gün içinde ne kadar çoğumuzun yalan söylediğine işaret ediyor.

Devlet yöneticilerinin, saygıdeğer kurumların söylediği yalanların halkta nasıl derin güvensizlikler oluşturduğundan ve bunun sonuçlarının ne kadar ağır olduğundan bahsettiği kısmı çok etkileyici. Günümüzde küresel ısınmanın ciddiye alınmaması, aya gidilmedi rivayetleri ve daha bir çok komplo teorisi bu iyi düşünülmüş ve nüfuzlu kişilerce söylenmiş yalanlar yüzünden. Ve tam bu yüzden geniş kitleler, her şeyin bir uydurma olduğunu ve kimseye inanmayarak -sadece iç sesini dinleyerek- yaşayabileceğini sanıyor.

Bu kısmı çok yıkıcı. Ne Kur'anı okumuş, ne İslamı araştırmış ama "kıyamet ikindi vakti kopacak" diyor. Tarih bilgisi "Muhteşem Yüzyıl"'dan ibaret ama "Osmanlı yıkılmasa dünyayı yönetiyorduk" diyor. Bir türbanlı veya imam hatipli arkadaşı bile yok ama sorsan bütün AKP'ye oy verenlerin her birinin içini biliyor. Neden? Çünkü bildiğini söyleyenler yalan söylüyor. Demek ki bilmeden de konuşulabilir, ya da her söylediğini doğru olmasa da olur.

Olmuyor. Olmadığını görüyoruz. Yalan söylemek çok incelikli ve meşakkatli iş. Her yalan başka yalanları da dahice planlamayı ve sürdürmeyi gerektiriyor. Bazı bireyler, siyasetçiler ve tüccarlar için kısa dönemde büyük kârlar gözüküyorsa da toplumun geneli için ne kadar yıkıcı sonuçları olduğunu görüyoruz. İlk yalanı herkes ustalıkla söylüyor ama devamını getirmek herkesin harcı olmadığı için, bir noktadan sonra yalanı sürdürmek için yalanı gerçekmiş gibi yaşamak (psikologların ifadesiyle rasyonelleştirmek) gerekiyor. Yalan gerçek olamayacağı için gerçek insan yalan oluyor. İşine geldiği, kurmaya çalışıp kuramadığı yalan dünyası için algısını da eğip bükmeye başlıyor. Sadece kendi uydurma gerçekliğini sürdürebileceği çevrelere sıkışıyor. Küçük bir beyaz yalan peşinden büyük girdaplara giriliyor.

Hepinize yalansız, süper günler,
Cihan


7 Mayıs 2013 Salı

İfade özgürlüğü

Bir meslek içi eğitim seansı sırasında 20'li yaşlarında Alman mühendisin, 40'lı yaşlarındaki kendisi gibi mühendis olan İsviçreli  müdürüne, bize oldukça mantıklı gelen bir cümlesi için "I think that's bullshit!*" dediğini duyup, ortalığın karışmadığını görünce bu işlerin farklı kültürlerde farklı yürüdüğünün farkına vardım. Müdüre, öğretmene, anneye, ağabeye, patrona veya başbakana en kabul gören fikrini söylediğinde bile itiraz ortamı varsa ifade özgürlüğü olma ihtimali vardır.

Tutucu toplumlarda otoritenin eleştiriye tahammülü adeta bir zayıflık addediliyor. Bu da bireylerin gelişimini, kendine güvenini etkiliyor. İşin bireysel tarafı bir tarafa toplumsal olarak da ifade özgürlüğünün önünü tıkıyor. Sesini yükseltene (ki sesini yükseltmek de çok bağıranın sözü doğrudur yanılsamasından kaynaklanıyor) suya ilk girecek penguen gibi bakılıyor.

Daha iç karartıcı sonucu Zülfü Livaneli'nin bir sözünde vücut buluyor: "Siyaseti bıraktım çünkü söylemediğim şeyleri söylediğimi yayıyorlar". Ne alakası var diyenlere cevabım şu: Kendisi otoriteye karşı konuşulmaması gerektiğine inanan kişi bir şeyler söyleme ihtiyacını başkalarının söylediklerini (üstelik de ekleyip kırparak ya da yanlış anlayarak) ortaya atıp eleştirerek gideriyor. Özgün fikirlerini söylemeye için için korkuyor. Toplum böyle olunca siyaset de böyle oluyor. Spor yazarları masaya yumruk vuran komutan istiyor, halk da uluslararası arenada yerli yersiz çıkışların peşine düşüyor. Basın 4. erk olamıyor. İyi eğitim almış insanlar siyasetten kaçıyor.

Bana en çok dokunansa çocukların bu toplumun bu ortamında büyümeleri. Kendilerini özgürce ifade edebilen yaşıtlarından 5 sene geriden atılıyorlar hayata.

Hepinize süper günler,
Cihan


*Bence saçmalıyorsun!